Anasayfa / Roman / Yeşil Peri Gecesi – Ayfer Tunç Ekitaphane

Yeşil Peri Gecesi – Ayfer Tunç Ekitaphane

Yeşil Peri Gecesi – Ayfer Tunç

Ama aşkımızın ipini çektiğim geceden beri, başımın orta yerinde, beynimin çekirdeği diyebileceğim bir yeri mütemadiyen oyan bir düşünceyi gerçekleştirmek için ilaçları bırakmıştım. Düşünce koza içindeki kelebek gibi büyümüştü. Bugün kanatlanacaktı.

Kararlıydım. Osman bu mükellef kahvaltıyı kafamın ilaçlı oluşuna yordu, rahatladı.
Öyle rahatladı ki, hem çay hem kahve içti. Midesi ağrıyacak diye düşündüm. Ağrısın diye düşündüm sonra, ağrıdan gebersin. Ben günlerdir geberiyorum. Kahvaltı boyunca havadan sudan konuştuk. Davet edildiğimiz abuk sabuk konseptli partilerden, kuru temizlemecinin yeni dükkânının lüzumsuz büyüklüğünden, bizim caddede açılan kafelerden, sevdiğimiz markaların kış indirimlerinden, Osman’ın müziğinden.

Ödenip biten borçlardan da söz ettik. Ama bu konuyu hemen kapattık. Tadımızın kaçmasını istemiyorduk. Kış tatilinden ve orospu çocuğu Teoman’dan söz etmedik. Benim yaşadıklarımdan, Teoman’ın bana yaşattıklarından hiç söz etmedik. Osman olan bitenden haberi yokmuş gibi davranıyordu ya, merak ediyordum, nasıl yaşayabiliyordu?

Yeşil Peri Gecesi – Ayfer Tunç

Gece uykularının kötüleşmesi sayılmazsa, bu kadar sahtekârca yaşamak ona neden hiç dokunmuyordu? Tanya geldi. Bu saatte kalkmış olmamıza alışık olmadığı için bizi kahvaltı masasında görünce şaşırdı. Günlük rutini altüst oldu. Ne yapacağını, işe nerden başlayacağını bilemedi. Osman bir an önce çıksın, gitsin istiyordum.

“Bugün evde misin?” dedim. Niye der gibi yüzüme baktı. “Tanya’nın çok işi var. Camları silecek, rahatsız olursun.. spora falan git istersen.” Osman’ın bir işi yoktu. Hep var gibi yapmıştı. Ama yoktu. Hiçbir zaman olmamıştı. Ne iş yaptığını söylemesi gerektiğinde, sanki atom fizikçisiymiş de kuantumun sırrını keşfetmek üzereymiş gibi “Müzikle uğraşıyorum,” diyordu.

Gerçekten de uğraşıyordu, umutsuzca. İlk tanıştığımızda harika piyano, harika gitar, harika davul çaldığını sanmıştım. Evine gittiğim ilk gece. Salonda, duvarın tam ortasına dayalı duran, parlak siyah,
tuşlarının uçları dokunmaktan yıpranmış, eşyanın eskimişliğine, durmuş oturmuşluğuna bakınca anneannesinden filan kalma olduğunu yakıştırdığım, ama ağlamaklı bir gecenin sonunda, aslında babasının evi zengin, çağdaş göstersin diye, iflas eden bir antikacıdan yok pahasına aldığını öğrendiğim Henry Schwander’de bana kendi bestelerini çalmıştı. O sırada ona âşık olduğum için olağanüstü besteler yaptığını, onları da olağanüstü çaldığını sanıyordum. Gün’ün ölüm acısı
içimizdeydi daha. Bunun da etkisi vardı. Belki de sırf bu yüzdendi.

Bilmiyorum.Osman’ın müziğinin vasatın altında olduğunu sonra anladım. Hayranlığım geçince. Aşkım bitince. Gerçekten iyi çalanları dinleyince. Müzikle uğraşıyordu ama gerçekten müzisyen değildi. Babası merhum profesör taşyürek Necmi Bey gibi jeoloji okumuştu. Bir süre jeolog olarak çalışmaya çalışmış, ama becerememişti. “Neden?” diye sorduğumda, bu mesleğin ona göre olmadığını söylemişti.
Ona göre olmayışının bir nedeni yoktu. Herhangi bir iş yapmak ona göre değildi. Aslında bir iş yapmak bana göre de değildi. Ama bana göre olsun, elimden bir iş gelsin istemiştim. Bunun için uğraşmıştım. Ama becerememiştim

Yeşil Peri Gecesi - Ayfer Tunç
Yeşil Peri Gecesi – Ayfer Tunç

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir