Dan Brown – Başlangıç ⋆ E-KitapHane
Anasayfa / Biyografi Kitapları / Dan Brown – Başlangıç

Dan Brown – Başlangıç

Dan Brown – Başlangıç

Bu sıralar en fazla okunan kitaplar arasındadır.

Dan Brown – Başlangıç

Bina 1997’de ortaya çıktığında The New Yorker, Mimar Frank Gehry’yi “titanyum peleriniyle dalgalı formda fantastikbirhayal gemisi” tasarladığı için övmüştü. Dünyadaki başka eleştirmenlerse, “Zamanımızın en güzel binası!” “Merkür zekası!” “Şaşırtıcı bir mimari beceri!” diyerek hayranlık göstermelerdi.

Müzenin toplum önüne ilk çıkışından sonra düzinelerce başka “yapıbozumcu” bina türemişti: Los Angeles’taki Disney Konser Salonu, Münih’teki BMW Dünyası, hatta Langdon’m yetiştiği okuldaki yeni kütüphane. Bunların her biri alışilmışın dışında bir tasarım ve yapıya sahip olsa da Langdon herhangi birinin Guggenheim’ın şok ediciliğiyle yarışabileceğini sanmıyordu.

Profesörün attığı her adımda binanın cephesi değişiyor, tüm açilardan farklı bir görüntü sergiliyordu. Müzedeki en çarpıcı yanılsama şimdi ortaya çıkmıştı. İnanılmaz bir biçimde, bu açıdan bakılınca dev yapı, dalgalan müze duvarlarına çarpan “sonsuz” bir suyun üzerinde sürüklenir gibi duruyordu.

Bu etkiyi iyice anlayabilmek için bir süre duraksayan Lang-don, cam gibi görünen suyun üstünde kemer yapan minimalist üstgeçitten karşı tarafa doğru yoluna devam etti. Yüksek bir tıslama sesiyle şaşırdığında köprünün yansım yürümüştü. Ses, ayaklarının altından geliyordu. Yürüyüş yolunun altından dönerek yükselen bulutlar halinde duman çıkmaya başlayınca aniden durdu. Etrafında yükselen kalın sis perdesi göletin üzerine kümelendi, müzeye doğru yuvarlanıp tüm yapının tabanım sardi.

Langdon, The Fog Sculpture (Sis Heykel), diye düşündü.

Japon sanatçı Fujiko Nakaya’nın bu eseri hakkında bir şeyler okumuştu. Hava akımının etkisiyle, zaman içinde oluşup dağılan bir sis duvarından yapılmış devrimci bir eserdi. Esintiler ve atmosfer koşullar günden güne değiştiği için heykel her seferinde farklı bir biçimde beliriyordu.

Köprünün tıslaması durunca Langdon sis duvarının sessizce gölete inişini sanki kendi iradesi varmışçasına kivrılıp sürünerek ilerleyişini seyretti. Bu görüntünün aynı anda hem uçuk hem de kafa karıştırıcı bir etkisi vardi. Şimdiyse sanki tüm müze bir buluta konmuş, suyun üstünde havada duruyor gibiydi. Bu haliyle denizde kaybolmuş bir hayalet gemiyi andırıyordu.

Langdon tam tekrar yürümeye başlayacağı sırada suyun durgun yüzeyi bir dizi küçük patlamayla kirildi. Aniden göletten gökyüzüne doğru beş alev sütunu yükseldi. Sisli havayı delip müzenin titanyum karolarına muhteşem ışıklar saçan alev sütunları füze motorlar gibi gürültüler çıkardı.

Langdon’m mimari beğenisi aslında Louvre veya Prado gibi klasik tarzdaki müzelere daha yakındı, ama göletin üstündeki alevlere ve sise bakarken geleceği net gören, yenilik ve sanat tutkunu bir adamın düzenleyeceği etkinlik için bu ultramodern müzeden daha uygun bir yer düşünemedi.

Artık sisin içinde yürüyen profesör müzenin girişine doğru ilerliyordu. Burası sürüngenimsi yapının içinde bir kara delik gibiydi. Eşiğe yaklaştıkça sanki bir ejderin ağzından içeri giriyormuş gibi tedirginlik duydu.

Dan Brown – Başlangıç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir